Hoşgeldiniz...

Tarih Pusulası

sosyoloji

HACETTEPE ÜNİVERSİTESİ 

EDEBİYAT FAKÜLTESİ

SOSYOLOJİ BÖLÜMÜ



SOS305 ARAŞTIRMA METOT VE TEKNİKLERİ I

DERS SORUMLUSU

Prof. Dr. BİRSEN ŞAHİN KÜTÜK


“ANKARA’NIN İLÇELERİNİN KALKINMASINDA TURİZMİN YERİ VE ETKİSİ :                                                                                      

BEYPAZARI VE KIZILCAHAMAM ÖRNEKLERİ”


ASYA ASENA GÜVEN 21555563

HATİCE GEZER  21355953

KAMER KANDEMİR 21761097

ŞEYDA BAYRAM 29801728


 8 KASIM 2019

İÇİNDEKİLER


GİRİŞ

1.BÖLÜM

ARAŞTIRMANIN KONUSU, AMACI VE ÖNEMİ

2.BÖLÜM

KAVRAMSAL VE KURAMSAL ARKA PLANI

  2.1 KAVRAMLAR

  2.1.1. KALKINMA

  2.1.2. BÖLGESEL KALKINMA

  2.1.3. KIRSAL KALKINMA

  2.1.4. SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA

  2.1.5. KALKINMA POLİTİKASI

  2.2. KURAMSAL ARKA PLAN

3. BÖLÜM 

YÖNTEM

  3.1.  EVREN VE ÖRNEKLEM

  3.2. VERİ TOPLAMA VE ANALİZ TEKNİKLERİ

  3.3. OPERASYONEL TANIMLAR

  3.4. HİPOTEZLER

  3.5. ARAŞTIRMANIN SINIRLILIKLARI

4. BÖLÜM 

BULGULAR

SONUÇ VE TARTIŞMA 

KAYNAKLAR 

EKLER








1.BÖLÜM 

ARAŞTIRMANIN KONUSU, AMACI VE ÖNEMİ

  

KONU


  Toplumun Kalkınma Konusundaki Düşüncelerinin Yaşadıkları Yere Göre İncelenmesi : Ankara-Beypazarı, Antalya ve Hatay Örnekleri


AMACI


  Toplumun kalkınma konusundaki düşüncelerinin neler olduğunu saptamak ve bunun yaşadıkları yerle ilişkisi olup olmadığını ortaya koymaktır. 

  Bu çalışmada Ankara’nın Beypazarı ilçesi turizm ve kırsal kalkınma; Antalya il merkezi turizm ve sürdürülebilir kalkınma;  Hatay il merkezleri Antakya ve İskenderun ise sanayi ve turizm bağlamında incelenecek, bu bölgelerde uygulanan kalkınma politikalarının bölgeye etkisi ve yöre halkının bu duruma bakış açısı ortaya konulacaktır.


ÖNEM


           Toplumun kalkınma konusundaki düşüncelerinin doğrudan kişilerden öğrenilmesi ve bunun yaşadıkları yerle ilişkisini ortaya koyarak, o bölgedeki kalkınma süreçleri ve politikaları ile doğrudan bölgede yaşayan toplumun düşüncelerini karşılaştırarak, kalkınma  proje ve politikalarına katkı sağlamak.

 



















2.1. KAVRAMLAR

   

 2.1.1. KALKINMA


  ‘’Kalkınma kavramı, belki de son yarım yüzyılın en çok kullanılan kavramlarından birisidir. Bu kadar sık kullanılan bu kavramın gerçekten ne anlama geldiği ise çok fazla merak konusu olmamıştır. Kavramlara yüklenen anlamlar her zaman için aynı olmayabilir ve bu doğaldır. “Uygarlaşma”, “modernleşme” ya da hemen hemen benzer anlama gelen “çağdaşlaşma”, “batılılaşma” vb. kavramlar herkes için aynı anlamı taşımayabilir. Kalkınma kavramı da bu tür bir kavramdır. Ancak II. Dünya Savaşı sonrası döneme bakıldığında ise, kalkınma kavramının yeni dönemin eşitsiz ilişkilerini ve hiyerarşiyi meşrulaştıran bir kavram olarak ifade edildiği görülmektedir.’’ (BAŞKAYA, 2005, s.18). 

  ‘’Zaman içinde evrim geçiren kalkınma kavramının bugün kendi kendine sürdürülebilen büyüme, üretim biçiminde yapısal değişme, teknolojik yenilik, sosyal, siyasal ve kurumsal yenileşme ve insanların yaşam koşullarında yaygın iyileşme gibi temel unsurlardan oluştuğu konusunda geniş bir görüş birliği bulunmaktadır.’’ (ŞENSES, 2004, s.13). ‘’Böylece kalkınmanın kısaca; sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik anlamda bir modernleşme süreci olduğunu söylemek mümkündür.’’ (KAYNAK, 2003, s.18).  ‘’Bir başka ifade ile kalkınma, bir ülkenin yapısal niteliklerinin olumlu yönde değişimidir.’’ (GERAY, 1991).

  ‘’Kalkınma kavramı, bir ekonomik gelişmeye veya aktiviteye atıfta bulunmadığı gibi, toplumda yaşanılan sosyal değişimlerin genel bir süreci anlamına da gelmemektedir. Çünkü ülkeler ve toplumlar her zaman bir değişim süreci içerisindedirler. Bu süreç içerisinde kaynakların dağılımı, üretim teknikleri, kurumsal yapı, toplumsal değerler, insanların tutum ve davranışları değişmekte ve belirli bir yön içerisinde gelişmektedir. Ayrıca insanların gelenekleri ve yaptıkları uğraşlar statik değildir, sürekli gelişirler ve farklı formlar içerisinde yeniden şekillenirler. Bu yüzden kalkınma, sosyal değişim sürecini etkilemek için yapılan olumlu müdahalelerle çok yakından ilişkilidir. Kalkınma, bulunulan durumdan ya da bir önceki konumdan hareket ederek, değişime girmeyi öneren dinamik bir kavramdır.’’ (OAKLEY ve GARFORTH, 1985). 

  ‘’Özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra üçüncü dünya ülkeleri başta olmak üzere az gelişmiş ve gelişmekte olan pek çok ülkenin kalkınma kavramına büyük önem verdiği görülmektedir. Nitekim savaş sonrası ülkeler arasındaki gelişmişlik farkları daha açık ve net bir şekilde görülmeye başlanmış, gelişmekte olan ya da az gelişmiş ülkelerin gelişmiş ülkeler seviyesine nasıl gelebileceği sorusu, son yılların en çok tartışılan konularından birisi olmuştur.’’ (JONES, 2001, s.1–3). 

  ‘’Ekonomik büyüme ve kalkınma teorileri, II. Dünya Savaşı’nı izleyen yıllarda hızlı bir gelişme göstermiş ve giderek ekonomi literatürü içindeki yerini almıştır. Ekonomik büyüme ve kalkınma sorunlarının bundan yaklaşık iki yüz yıl önce de Adam Smith’le birlikte araştırılmaya başlandığı ve dolayısıyla o dönemden bugüne kadar çeşitli bilim adamları tarafından kalkınma sorununa çözüm arandığı bilinmektedir.’’ (KAYNAK, 2005, s.15).




  ‘’Kalkınma kavramı, salt üretimin ve kişi başına düşen milli gelirin arttırılması demek olmayıp, az gelişmiş bir toplumda iktisadi ve sosyo-kültürel yapının da değiştirilmesi, yenileştirilmesidir. Kişi başına düşen milli gelirin artması yanında, genel olarak üretim faktörlerinin etkinlik ve miktarlarının değişmesi, sanayi kesiminin milli gelir ve ihracat içindeki payının artması gibi yapısal değişiklikler, kalkınmanın temel öğeleridir.’’
(HAN, 2002, s.2). 

  ‘’Bir ülkenin sanayileşebilmesi ve kalkınabilmesi için o toplumun birtakım asgari koşullara sahip olması gerekir. Bu koşulları şu şekilde sıralayabiliriz: 

  1-) Sürekli ve istikrarlı bir siyaset ortamı 

  2-) Yüksek ulaşım olanakları 

  3-) İyi bir iletişim ve finans ortamı 

  4-) Yeterli bir eğitim seviyesi’’ (EROĞLU, 2001). 


  ‘’Bu dört koşulun gerçekleşmesi halinde, toplumsal kalkınmanın sağlanmasındaki en önemli sac ayaklarının da oluştuğu söylenebilir.’’ (TAŞ - YENİLMEZ, 2008, s.159)


  2.1.2. BÖLGESEL KALKINMA 

  Bölge kavramının etimolojik kökleri Latince, regio yani; çevre, alan anlamına gelmektedir. Genel olarak bölge; kentten daha geniş, ülkeden daha küçük, yönetsel sınırları ulus yönetsel birim sınırlarıyla çakışan ama etkileşim açısından o sınırları aşabilen, yerinden yönetilen, katılımcı bir yönetime ve bütçeye sahip yönetim birimidir” ( İNCEKARA, SAVRUL, 2011,s.405). “Coğrafi tanımlamaya göre ise bölge; ortak özellikler arasındaki uyumlu ve sürekli bir ilişkiden türetilmiş nitelikli bir bağlılığa sahip olan dünya yüzeyinin bir kısmı olarak kabul edilmektedir” ( DULUPÇU, SUNGUR ve KESKİN, 2010, s.240).
“ ‘Bölgesel Kalkınma’ kavramına tanımsal düzeyde bakarsak; bu kavrama yüklenilen anlam, bölge tanımına bağlı olarak önemli ölçüde farklılaşabilir. Bölgeler arası gelişme düzeyi farkı dünyada kıtalar arası, ülkeler arası, aynı ülkede bölgeler-yöreler ve bir kentin semtleri arasında açığa çıkabilir. Örneğin; eğer planlamada ekonomik öncelikler ön plana alınırsa polarize bölge, çevresel ve ekonomik kriterler dikkate alınır ise bir havza ya da coğrafi bir bölge , kültürel-tarihi kriterler esas alındığında ise siyasal bir bölge ile bölge tanımı ve alanı belirlenmelidir. Bölge tanımı geniş tutulur ise kalkınma çabasının hedefi kalkınma bölgeleri, dar tutulur ise büyüme noktaları olacaktır. Neticede herhangi bir yörenin kalkınma çabasında bölge tanımının nasıl yapılacağının büyük önemi vardır” (ARSLAN, 2005, s.278).
Genel olarak bölgesel kalkınma kavramı, İkinci Dünya Savaşından sonra iktisat literatürüne girmiş, iktisadi ve sosyal kalkınma sorunu mekansal bir boyut kazanmıştır. Bu dönemde; Perroux (1950), Hirschman (1958), Rostow (1960) ve Mrydal (1971) gibi araştırmacıların bölgesel kalkınma ve dengesiz gelişme konusunda analizler yaptıkları görülmektedir . Bölgesel kalkınma anlayışının temelini, bölgelerarası gelişmişlik düzeyi ve bölgelerarası gelir farklılıklarını en aza indirgeme amacı oluşturmaktadır. Böylece bölge bazında sağlanan ve bölgelerin kalkınmasıyla beraber ulusal düzeyde gerçekleştirilen kalkınma çabalarının daha rasyonel ve kesin sonuçlara ulaşmasında yardımcı olur. Bölgesel kalkınma; ülke bütününde yer alan bölgelerin, çevre bölgeler ve dünya ile karşılıklı etkileşimi ile oluşan bölge vizyonunu dikkate alan, katılımcılık ve sürdürebilirliği temel ilke edinen ve insan kaynaklarının geliştirilmesi yoluyla bölge refahının yükseltilmesini amaçlayan çalışmalar bütünüdür. Bölgesel kalkınma, ekonomik kalkınmanın hem bir ürünü hem de bir süreci olarak değerlendirilmektedir. Ekonomik kalkınmanın ürünü olarak değerlendirilen bölgesel kalkınma, bölgedeki iş olanaklarının, refah düzeyinin, yatırım hacminin, yaşam standartlarının ve çalışma koşullarının iyileştirilmesini ifade etmektedir. Bir süreç olarak ise endüstrinin desteklenmesi, altyapının iyileştirilmesi ve emek piyasalarının geliştirilmesi olarak algılanmaktadır. Ayrıca sanayileşmenin belli bölgelerde toplanması sonucu ortaya çıkan eşitsizliği ortadan kaldırmak amacıyla geri kalmış bölgelerin sanayileştirilerek gelişmiş bölgeler düzeyine ulaşması ve ülke içinde adil bir refah dağılımının sağlanmasını da amaçlamaktadır. Aynı şekilde hedeflenen yörelerde ve sektörlerde yatırım düzeyinin yükseltilerek bu yörelerde ekonomik kalkınmanın sağlanmasını da öngörmektedir. Temel amacı bölgeler arasındaki sosyo-ekonomik farklılıkları minimize etmek olan bölgesel kalkınma politikası geleneksel ve modern anlamda iki kısımda değerlendirilebilir. Birincisi, temel ulusal aktörler olarak görülen büyük isletmelere yönelik büyük yatırımlar üzerinde dururken, ikincisi bölgenin kalkınma potansiyeli olarak düşünülen Küçük ve Orta Ölçekli İşletme (KOBİ)’ler ağına beşeri sermaye ve yatırımların aktarılmasına dayanır ve yenilikler yoluyla bir üretim artığı yaratmaya çalışır” (SEVİNÇ, 2011, s.40-41).
Yeni bölgeselcilik olarak adlandırılan yeni yaklaşım ile birlikte bölgeler;  ilişki ağı ile belirlenen, mekansal süreklilik şartı olmayan yerellerin oluşturduğu ve uluslararası ilişkilere doğrudan açılan sınırları değişken bir birim olarak ele alınmaya başlanmıştır. Bu süreçte de bölgelerin ekonomik kalkınmasında itici güç olarak yerel dinamikler ön plana çıkmaktadır. Bir başka ifadeyle, yeni bölgesel kalkınma anlayışı öncelikli olarak yerel ve bölgesel kaynakların harekete geçirilmesine odaklanmaktadır. Yeni yaklaşımda bölgeler, onların büyümelerini sağlamak için verilen ulusal transferlere ve teşviklere bağlı olmaktan ziyade kendi yerel varlık ve kaynaklarını harekete geçirmek ve böylece kendilerine özgü (spesifik) karşılaştırmalı üstünlüklerden yararlanmak suretiyle kendi büyümelerine yatırım yapmalıdır. Bu yeni yaklaşımda bölgelerin büyüme kaynağı olarak; bilgi üretme kapasitesi, yenilikçilik kapasitesi, iyi eğitilmiş nüfus yaratabilme yeteneği, küresel piyasalara bağlanabilirliği, iş dostu bir çevre ve altyapı sistemine sahip olma ve iyi işleyen bir emek piyasasına sahip olması gibi faktörler sayılmaktadır. Buna bağlı olarak da, yeni nesil bölgesel politikalarda KOBİ‘ler, girişimcilik, AR-GE, teknoloji, bilgi, yenilik (inovasyon), işbirliği, ağlar, kümelenmeler gibi teoriler ve kavramlar ön plana çıkmaktadır. Geleneksel bölgesel kalkınma anlayışı ile yeni bölgesel kalkınma anlayışı arasındaki farklılıklar ortaya koyulacak olursa; ilk farklılık, bölgesel kalkınmanın doğasında ortaya çıkmaktadır. Geleneksel bölgesel kalkınma anlayışının temel hedefi ―bölgesel gelişme‖ iken bu anlayış yeni bölgesel kalkınmada yerini bölgesel yeniliğe bırakmaktadır. Bir diğer önemli farklılık ise; temel mekanizmada göze çarpmaktadır. Geleneksel bölgesel kalkınmada temel kaynak olarak bölgesel arası yeniden dağıtım‖ kullanılırken, yeni bölgesel kalkınma anlayışı öncelikli olarak yerel ve bölgesel kaynakların harekete geçirilmesine odaklanmaktadır.
Diğer bir ifadeyle; yeni yaklaşımda bölgeler, onların büyümelerini sağlamak için verilen ulusal transferlere ve teşviklere bağlı olmaktan ziyade kendi yerel varlık ve kaynaklarını harekete geçirmek ve böylece kendilerine özgü (spesifik) karşılaştırmalı üstünlüklerden yararlanmak suretiyle kendi büyümelerine yatırım yapmalıdır. Yerel farkındalık ile şekillenen bu yaklaşım, oldukça önem arz etmekte ve geleneksel bölgesel kalkınma ile yeni bölgesel kalkınma anlayışları arasındaki önemli bir farklılık olmaktadır. Bunun dışında, yeni bölgesel kalkınma anlayışının, bilgiye ve bilgi üretimine yönelik kaynaklara ve yenilikçiliğe vurgu yaptığı da bir diğer fark olarak belirtilebilir” ( DULUPÇU, SUNGUR ve KESKİN, 2010, s.239-243).

  2.1.3. KIRSAL KALKINMA


   “Kırsal kalkınma” kavramı son 15–20 yılda sıkça gündeme gelmektedir. Dünyada, tüm insanların mutlu ve refah içinde yaşadığı bir ortam dileği ve stratejisi ile kırsal alanlarda yaşayanlara yönelik kalkınma arayışları hızlanmıştır. Artık, dünyanın herhangi bir noktasındaki kırsal alanın sorunu, sadece sorunu yaşayanların karşı karşıya kalma durumunda olduğu bir yaşam şartı olmaktan çıkmıştır. Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası, Avrupa Birliği, Gönüllü Kuruluşlar ve Hükümetler kırsal kalkınma olgusuna daha fazla kaynak, bilgi ve zaman ayırma durumuna gelmişlerdir (Gülçubuk, 2005). Kırsal kalkınma, kırsal yerleşimlerde yaşayan insanların insanca yaşam koşullarına erişim olanaklarının artması, kalkınma temelinde değişim taleplerinin desteklenmesi, bireylerin kendi öz güçlerini keşfetmesi ve ona dayanması, toplum dinamiklerinin harekete geçirilmesi, gelir dağılımında adaletin sağlanması, gelirlerinin artması, eğitim ve sağlık hizmetlerine ulaşım oranının yükselmesi, kadın ve çocukların yaşam koşullarının iyileştirilmesi, kırsal ve tarımsal sanayinin kırsaldaki insanların daha fazla yararlanabilecekleri biçimde geliştirilmesi, doğal kaynakların korunarak kullanılması ve zenginliklerin kırsaldaki bireylerin de hayatına yansıma süreci olarak tanımlanabilir (DPT, 2006a:5). Kırsal kalkınma kırsal alanlarda geçer. Kırsal alanlar, sadece fiziksel mekâna dayalı alanlar olmayıp, ekonomik ve sosyal hayatın çok farklı faaliyetlerinin yer aldığı karmaşık bir yapıdır. Yine kırsal alanların sadece içinde yaşayan nüfusa iş ve yaşama ortamı sağlayan alanlar olarak tanımlanması doğru olmayıp, bu yerler ekolojik dengenin sağlandığı çok işlevli alanlardır. (Bakırcı, 2007: 29). 8. Beş Yıllık Kalkınma Planı hazırlıkları çerçevesinde hazırlanan Kırsal Kalkınma Özel İhtisas Komisyonu Raporunda kırsal alan, kentsel alanlar dışında kalan mekânlar olarak tanımlanmaktadır (DPT, 2000: 2). Rapora göre kırsal alanda: Yaşam ortamı ve ekonomik faaliyetler önemli ölçüde doğal üretim kaynaklarının kullanım ve değerlendirilmesine bağlıdır; ekonomik, toplumsal ve kültürel gelişim süreci, kentsel alanlara göre daha yavaş işlemektedir; teknolojik gelişmenin yaşama ve üretime yansıma oranı göreli olarak gecikmelidir; gelenek ve törelerin yaşam biçimini ve kurallarını etkileme gücü fazladır; yaşam biçimi ve tüketim kalıbı görece gelenekseldir; insan ilişkilerinde yüz yüzelik yaygındır. Kentsel alanların karşısında yer alan kırsal alanlar kent alanlarına göre daha geri sosyal ve ekonomik olanaklara sahiptir. Bu alanlardaki toplumun yaşam şartlarının iyileştirilebilmesi için gerçekleştirilen yapısal, sosyal ve kültürel değişiklikler kırsal kalkınma olarak nitelenir (Uzunpınar, 2008:11). 

  Kırsal kalkınma ilk kez Birleşmiş Milletler (BM) Örgütünce dillendirilen “toplum kalkınması” tanımı, kırsal kalkınma tanımı da kabul edilmektedir. Bu tanımda; toplumun niteliği kırsal olup olmadığı belirtilmeksizin konuya genel bir açıdan yaklaşıldığı görülmektedir. Bu tanıma göre kırsal kalkınma, “küçük toplulukların içinde bulundukları ekonomik, toplumsal ve kültürel koşulları iyileştirmek amacıyla giriştikleri çabaların devletin bu konudaki çabalarıyla birleştirilmesi, bu toplulukların ulusun tümüyle kaynaştırılması ve ulusal kalkınma çabalarına tam biçimde katkıda bulunmalarının sağlanması sürecidir” (Gülçubuk, 2005). Ulusal Kırsal Kalkınma Stratejisi Raporu’nda da kırsal kalkınma, “temelde yerel potansiyel ve kaynakların değerlendirilmesini, doğal ve kültürel varlıkların korunmasını esas alarak, kırsal toplumun iş ve yaşam koşullarının kentsel alanlarla uyumlu olarak yerinde geliştirilmesi ve sürdürülebilir kılınması”nı ifade etmektedir (ekutup.dpt.gov.tr, 2006). Kırın kalkınması anlamında kırsal kalkınma; kırsal alanlardaki yaşam koşullarını iyileştirmeye yönelik, kırsal alanlarda yaşayan nüfusun kent alanlarındaki ekonomik, sosyal, kültürel ve teknolojik olanaklardan, göç olgusunu yaşamalarına gerek olmaksızın, bulundukları yerde faydalanmalarını sağlayan ekonomik ve sosyal politikalar bütünüdür. Kırsal alanlarda yaşayan insanların sosyo-ekonomik ve kültürel açıdan yapısını değiştirecek biçimde üretim, gelir ve refah düzeylerinin geliştirilmesi, dengesizliklerin giderilmesi, kentsel alanlarda mevcut fiziksel ve toplumsal altyapının kırsal alanlarda da oluşturulması, tarımsal ürünlerin daha iyi değerlendirilmesi yönündeki süreçleri, etkinlik ve örgütlenmelerini ifade etmektedir (Geray,1999:63). Kırsal kalkınma ile ilgili yapılan tanımlarda, kalkınma faaliyetlerinin özel sektör eli ile yapılacağı kamu eli ile destekleneceği izlenimi vardır. Kırsal kalkınma, kırsal alanda yaşayan ve geçimini tarım sektöründe vb. mesleklerden sağlayan birey ve toplulukların bu yönde bir gereksinme duygusu yaratarak insanca yaşam koşullarına kavuşturulması için gönüllü davranış değişikliği yaratacak maddi ve manevi açıdan yardımlarla, bu toplulukların demokratik yoldan kalkınmalarını sağlama savaşı şeklinde ifade edilmektedir (Yıldırak, 1991:20). Kırsal kalkınma kavramı genel olarak, “kırsal toplulukların kendi girişim ve çabalarını kamu kesiminin işbirliği ile kalkınma yönünde harekete geçirmeleri” anlamına gelmektedir (Olgun, 2004; Gülçubuk, 2001). BM Örgütü’ne göre kırsal kalkınma, “küçük toplulukların içinde bulundukları ekonomik, sosyal ve kültürel koşulları iyileştirmek amacı ile giriştikleri çabaların projelerle, faaliyetler ve çabalarla birleştirilmesi, bu toplulukların ulusal bütünle kaynaştırılması, ulusal kalkınma çabalarına gerekli katkıda bulunmalarının sağlanması süreci”dir (Cengiz ve Çelem, 2003:144). Kırsal kalkınmada temel amaç, kırsal alanların varlığının devam ettirilmesi, kır ile kent arasındaki farklılıkların azaltılması, doğal kaynak potansiyelinden çevreye duyarlı bir şekilde yararlanmanın geliştirilmesi, sivil toplum örgütleri ve yerel yönetimlerin katılım ve katkılarının artırılması, kentli kesime göre ekonomik ve sosyal olanakları kısıtlı olan ve gelirinin büyük kısmını tarıma dayalı faaliyetlerden sağlayan kırsal toplumun yaşam standardının iyileştirilmesi için sürdürülebilir bir kırsal yaşamın sağlanmasıdır (Gülçubuk, 2005). 



  2.1.2. BÖLGESEL KALKINMA 

  Bölge kavramının etimolojik kökleri Latince, regio yani; çevre, alan anlamına gelmektedir. Genel olarak bölge; kentten daha geniş, ülkeden daha küçük, yönetsel sınırları ulus yönetsel birim sınırlarıyla çakışan ama etkileşim açısından o sınırları aşabilen, yerinden yönetilen, katılımcı bir yönetime ve bütçeye sahip yönetim birimidir” ( İNCEKARA, SAVRUL, 2011,s.405). “Coğrafi tanımlamaya göre ise bölge; ortak özellikler arasındaki uyumlu ve sürekli bir ilişkiden türetilmiş nitelikli bir bağlılığa sahip olan dünya yüzeyinin bir kısmı olarak kabul edilmektedir” ( DULUPÇU, SUNGUR ve KESKİN, 2010, s.240).
“ ‘Bölgesel Kalkınma’ kavramına tanımsal düzeyde bakarsak; bu kavrama yüklenilen anlam, bölge tanımına bağlı olarak önemli ölçüde farklılaşabilir. Bölgeler arası gelişme düzeyi farkı dünyada kıtalar arası, ülkeler arası, aynı ülkede bölgeler-yöreler ve bir kentin semtleri arasında açığa çıkabilir. Örneğin; eğer planlamada ekonomik öncelikler ön plana alınırsa polarize bölge, çevresel ve ekonomik kriterler dikkate alınır ise bir havza ya da coğrafi bir bölge , kültürel-tarihi kriterler esas alındığında ise siyasal bir bölge ile bölge tanımı ve alanı belirlenmelidir. Bölge tanımı geniş tutulur ise kalkınma çabasının hedefi kalkınma bölgeleri, dar tutulur ise büyüme noktaları olacaktır. Neticede herhangi bir yörenin kalkınma çabasında bölge tanımının nasıl yapılacağının büyük önemi vardır” (ARSLAN, 2005, s.278).
Genel olarak bölgesel kalkınma kavramı, İkinci Dünya Savaşından sonra iktisat literatürüne girmiş, iktisadi ve sosyal kalkınma sorunu mekansal bir boyut kazanmıştır. Bu dönemde; Perroux (1950), Hirschman (1958), Rostow (1960) ve Mrydal (1971) gibi araştırmacıların bölgesel kalkınma ve dengesiz gelişme konusunda analizler yaptıkları görülmektedir . Bölgesel kalkınma anlayışının temelini, bölgelerarası gelişmişlik düzeyi ve bölgelerarası gelir farklılıklarını en aza indirgeme amacı oluşturmaktadır. Böylece bölge bazında sağlanan ve bölgelerin kalkınmasıyla beraber ulusal düzeyde gerçekleştirilen kalkınma çabalarının daha rasyonel ve kesin sonuçlara ulaşmasında yardımcı olur. Bölgesel kalkınma; ülke bütününde yer alan bölgelerin, çevre bölgeler ve dünya ile karşılıklı etkileşimi ile oluşan bölge vizyonunu dikkate alan, katılımcılık ve sürdürebilirliği temel ilke edinen ve insan kaynaklarının geliştirilmesi yoluyla bölge refahının yükseltilmesini amaçlayan çalışmalar bütünüdür. Bölgesel kalkınma, ekonomik kalkınmanın hem bir ürünü hem de bir süreci olarak değerlendirilmektedir. Ekonomik kalkınmanın ürünü olarak değerlendirilen bölgesel kalkınma, bölgedeki iş olanaklarının, refah düzeyinin, yatırım hacminin, yaşam standartlarının ve çalışma koşullarının iyileştirilmesini ifade etmektedir. Bir süreç olarak ise endüstrinin desteklenmesi, altyapının iyileştirilmesi ve emek piyasalarının geliştirilmesi olarak algılanmaktadır. Ayrıca sanayileşmenin belli bölgelerde toplanması sonucu ortaya çıkan eşitsizliği ortadan kaldırmak amacıyla geri kalmış bölgelerin sanayileştirilerek gelişmiş bölgeler düzeyine ulaşması ve ülke içinde adil bir refah dağılımının sağlanmasını da amaçlamaktadır. Aynı şekilde hedeflenen yörelerde ve sektörlerde yatırım düzeyinin yükseltilerek bu yörelerde ekonomik kalkınmanın sağlanmasını da öngörmektedir. Temel amacı bölgeler arasındaki sosyo-ekonomik farklılıkları minimize etmek olan bölgesel kalkınma politikası geleneksel ve modern anlamda iki kısımda değerlendirilebilir. Birincisi, temel ulusal aktörler olarak görülen büyük isletmelere yönelik büyük yatırımlar üzerinde dururken, ikincisi bölgenin kalkınma potansiyeli olarak düşünülen Küçük ve Orta Ölçekli İşletme (KOBİ)’ler ağına beşeri sermaye ve yatırımların aktarılmasına dayanır ve yenilikler yoluyla bir üretim artığı yaratmaya çalışır” (SEVİNÇ, 2011, s.40-41).
Yeni bölgeselcilik olarak adlandırılan yeni yaklaşım ile birlikte bölgeler;  ilişki ağı ile belirlenen, mekansal süreklilik şartı olmayan yerellerin oluşturduğu ve uluslararası ilişkilere doğrudan açılan sınırları değişken bir birim olarak ele alınmaya başlanmıştır. Bu süreçte de bölgelerin ekonomik kalkınmasında itici güç olarak yerel dinamikler ön plana çıkmaktadır. Bir başka ifadeyle, yeni bölgesel kalkınma anlayışı öncelikli olarak yerel ve bölgesel kaynakların harekete geçirilmesine odaklanmaktadır. Yeni yaklaşımda bölgeler, onların büyümelerini sağlamak için verilen ulusal transferlere ve teşviklere bağlı olmaktan ziyade kendi yerel varlık ve kaynaklarını harekete geçirmek ve böylece kendilerine özgü (spesifik) karşılaştırmalı üstünlüklerden yararlanmak suretiyle kendi büyümelerine yatırım yapmalıdır. Bu yeni yaklaşımda bölgelerin büyüme kaynağı olarak; bilgi üretme kapasitesi, yenilikçilik kapasitesi, iyi eğitilmiş nüfus yaratabilme yeteneği, küresel piyasalara bağlanabilirliği, iş dostu bir çevre ve altyapı sistemine sahip olma ve iyi işleyen bir emek piyasasına sahip olması gibi faktörler sayılmaktadır. Buna bağlı olarak da, yeni nesil bölgesel politikalarda KOBİ‘ler, girişimcilik, AR-GE, teknoloji, bilgi, yenilik (inovasyon), işbirliği, ağlar, kümelenmeler gibi teoriler ve kavramlar ön plana çıkmaktadır. Geleneksel bölgesel kalkınma anlayışı ile yeni bölgesel kalkınma anlayışı arasındaki farklılıklar ortaya koyulacak olursa; ilk farklılık, bölgesel kalkınmanın doğasında ortaya çıkmaktadır. Geleneksel bölgesel kalkınma anlayışının temel hedefi ―bölgesel gelişme‖ iken bu anlayış yeni bölgesel kalkınmada yerini bölgesel yeniliğe bırakmaktadır. Bir diğer önemli farklılık ise; temel mekanizmada göze çarpmaktadır. Geleneksel bölgesel kalkınmada temel kaynak olarak bölgesel arası yeniden dağıtım‖ kullanılırken, yeni bölgesel kalkınma anlayışı öncelikli olarak yerel ve bölgesel kaynakların harekete geçirilmesine odaklanmaktadır. Diğer bir ifadeyle; yeni yaklaşımda bölgeler, onların büyümelerini sağlamak için verilen ulusal transferlere ve teşviklere bağlı olmaktan ziyade kendi yerel varlık ve kaynaklarını harekete geçirmek ve böylece kendilerine özgü (spesifik) karşılaştırmalı üstünlüklerden yararlanmak suretiyle kendi büyümelerine yatırım yapmalıdır. Yerel farkındalık ile şekillenen bu yaklaşım, oldukça önem arz etmekte ve geleneksel bölgesel kalkınma ile yeni bölgesel kalkınma anlayışları arasındaki önemli bir farklılık olmaktadır. Bunun dışında, yeni bölgesel kalkınma anlayışının, bilgiye ve bilgi üretimine yönelik kaynaklara ve yenilikçiliğe vurgu yaptığı da bir diğer fark olarak belirtilebilir” ( DULUPÇU, SUNGUR ve KESKİN, 2010, s.239-243).





2.1.4. SÜRDÜRÜLEBİLİR KALKINMA


  Sürdürülebilirlik kavramı süreklilik temeline dayanır. Sürme herhangi bir olay veya olgunun kendiliğinden devam etmesi iken, sürdürme eylemi bu devamlılığın başkası tarafından yapılması anlamına gelmektedir. Herhangi bir şey sürdürülebilir ise, yapısında süreklilik taşıyor demektir. Sürdürülebilir bir yapı için kaynaklar sürekli olarak değerlendirilmeli, bu değerlendirme çerçevesinde, koruma bilinciyle koruma sağlanmalıdır. Hem aktif hem de proaktif bir yapıya sahip olan sürdürülebilirlik kavramı, bir toplumun, ekosistemin ya da sürekliliği olan herhangi bir sistemin işlerini kesintisiz, bozulmadan ya da sistemin ana kaynaklarına aşırı yüklenmeden devam ettirebilme yeteneği olarak da tanımlanmaktadır (Karaman, 1996:102). Birçok farklı alanda kullanılan bu kavramın temel özelliği, bugünde geçiyor olsa bile, insanın geleceğini konu alması ve hangi alanda kullanılıyorsa o alandaki kaynakların korunmasına dayanmasıdır (Beyhan ve Ünügür, 2005:80). 1960’ların sonunda Batı’nın sanayi merkezli büyüme yaklaşımının sağladığı gelir artışı ve bununla birlikte yol açtığı çevresel tahribat, bu tür bir kalkınma anlayışının devamı konusundaki endişelerin artmasına yol açmıştır (Schleicher and Strati, 1999). Bu endişelerin giderilmesi amacıyla, insanların refah artışına, ekonomik yeterliliğe, sosyal gelişmeye ve çevrenin korunmasına daha fazla önem verilmeye başlanmıştır. Belirlenen bu amaçları gerçekleştirebilmek için uluslararası katılımlarla gerçekleştirilen 1972 yılı Stockholm Konferansında çevrenin taşıma kapasitesine dikkat çeken, kaynak kullanımında kuşaklar arası hakkaniyeti gözeten, ekonomik ve sosyal gelişmenin çevre ile bağlantısını kuran ve kalkınma ile çevrenin birlikteliğini vurgulayan ilkeler sürdürülebilir kalkınmanın temel dayanaklarını ortaya koymuştur. Sürdürülebilirlik teriminin kaynağı, Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonunun 1987’de yapılan toplantısında hazırlanan “Ortak Geleceğimiz” başlıklı raporuna dayandırılmaktadır. Brundland Raporu olarak da bilinen raporda sürdürülebilir kalkınma; “gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılayabilme olanaklarından ödün vermeksizin bugünün ihtiyaçlarını karşılayabilecek kalkınma” olarak tanımlanmaktadır (WTO, 1998:20). İlk defa bu raporda, görünüşte birbirinden farklı olan ekonomik büyüme ve çevresel koruma kavramları bir arada kullanılmıştır. Sürdürülebilir kalkınma ve büyüme günümüz dünyasının ortak sorunları halini almıştır. Sürdürülebilir kalkınma yolundaki ikinci önemli dönüm noktası olan 1992 yılında Rio de Janerio’da gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda (UNCED), doğal kaynakları daha verimli kullanarak yerleşim yerlerinin daha iyi yönetilmesini ve ortak küresel çıkarların korunarak yeryüzündeki yaşam kalitesinin artırılmasını hedefleyen hareket planı “Gündem 21” olarak örgütlenmiştir (Altunbaş, 2004: 107). 2002 Johannesburg Dünya Sürdürülebilir Kalkınma Zirvesi, 1992 yılında BM Çevre ve Kalkınma Konferansı’nda alınan kararların uygulanmasında ve belirlenen hedefleri gerçekleştirmede karşılaşılan zorlukları aşmayı amaçlamıştır (Ulusal Çevre ve Kalkınma Programı, 2004:101). 

  Sürdürülebilir kalkınma aslında bir değişme sürecidir. Bu değişme süreci içinde kaynakların kullanımı, teknolojik gelişme yönünün seçilmesi ve kurumsal değişikliklerin uyum içinde ve insanlığın bugünkü ve gelecekteki ihtiyaç ve beklentilerini karşılama potansiyelini zenginleştirici olmalıdır (Dünya Çevre ve Kalkınma Komisyonu, 1987:75).    

  Sürdürülebilir kalkınma, çevresellik, ekonomiklik ve sosyal eşitlik ilkelerinin eş zamanlı olarak benimsenmesini gerektirmektedir. Bu anlamda, sürdürülebilir kalkınma, ekonomik büyüme ihtiyacını çevresel koruma ve sosyal adalet ile dengeleyen geniş bir kavramdır (Wilson, 2003:1). Kalkınma eğer ortalama yaşam niteliğini azaltmıyorsa sürdürülebilirdir. Sürdürülebilirlik sadece ekonomi ve ekoloji arasında uyum sağlamak biçiminde algılanmamalıdır. Sürdürülebilir kalkınma ekonomik büyümenin tek başına yeterli ve arzulanır olamayacağı; yaratılan zenginliklerin ülkeler, bölgeler ve gelir grupları arasında adaletli bir şekilde dağıtılması ve bu arada çevresel değerlerin de korunmaları gerektiği üzerinde durur (Kaynak 2005:10). Bu değerleri gözetmeyen; aksine, bozan kaynakları bugünden tüketen bir ekonomik büyüme ve kalkınma, sürdürülemez bir süreç olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu anlamda sürdürülebilirlik nesiller arası adaleti gerektirir. Sürdürülebilir kalkınma kavramı kuşak içi ve kuşaklararası dayanışma ve adalet kavramları üzerine yerleştirilmiştir. Kaynakların bugünkü ihtiyaçlara yetmesini sağlarken, gelecek kuşakların da kendi ihtiyaçlarını karşılayabilme olanağını ellerinden almamak gerektiğine vurgu yapar. Büyüme sadece azami ekonomik büyümeyi elde etme, yani ekonomik verimliliği sürdürmekle ilgili değil, aynı zamanda, hem günümüz toplumunu oluşturan şu anki nesil (kuşak içi eşitlik), hem de gelecek yeni nesiller arasındaki adalet (kuşaklararası eşitlik) konularını da içeren bir ekonomik büyüme olmalıdır (Garrod and Fyall, 1998:200; Hunter, 1997:851).

   Sürdürülebilir kalkınmanın başlıca hedefleri; sosyal dayanışmayı sağlamak, ekonomik yapabilirliği artırmak ve ekolojik sorumluluğu yerleştirmektir. Ekonomik gelişmenin sağlanması, sosyal dayanışma ve çevre koruma amaçlarının gerçekleştirilmesi gibi hedefler, toplumdaki tüm bireylerden ve gruplardan yeryüzündeki tüm ülkelere kadar küresel, bölgesel, yerel ve toplum düzeyinde tüm aktörleri ilgilendirmektedir (Mengi ve Algan, 2003:3-5). Sürdürülebilir kalkınma sosyal, kültürel, siyasal ve kurumsal süreçleri içeren ve çeşitli göstergeleri olan çok boyutlu bir kavramdır. Sürdürülebilirlik sosyal, ekonomik ve ekolojik boyut olmak üzere üç farklı aşamada ele alınmaktadır (OECD, 2001).

Ekonomik boyut: Maliyetler gelirleri aşmadan kendi kendine yeterliğin sağlanması olarak açıklanmaktadır. Ekonomik boyut faaliyetlerin ve üretim faktörlerinin sürdürülebilir kullanımını ifade eder. 

Sosyal boyut: İnsanların kültürel, maddesel ve ruhsal ihtiyaçlarını eşit biçimde karşılayabilmek olarak tanımlanmıştır. 

Ekolojik boyut: Ekosistemlerin desteklenmesiyle uzun dönem yeterliğin sağlanması anlamını taşımaktadır. Doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımının sağlanarak, gelecek kuşakların da en az günümüz kuşakları kadar bu kaynaklardan yararlanmasını sağlamak olarak ifade edilmektedir. Ekolojik (çevresel) olarak sürdürülebilir bir sistem, yenilenebilir kaynak sistemlerinin aşırı kullanımından sakınarak, istikrarlı kaynak yapısını sürdürebilen bir sistemi ifade etmektedir. Sürdürülebilir kalkınmanın temelinde kaynakların korunması ve geliştirilmesi bulunmaktadır. Kaynakların sürekli olarak, korunarak değerlendirilmeleri, yenilebilen kaynakların kendilerini yenileme sınırları aşılmadan kalkınmaya destek olabilmeleri, çevreyi koruyan kalkınma felsefesinin temelini oluşturur. 2000’de Birleşmiş Milletler’in New York Binyıl Zirvesi’nde 2015’e kadar yerine getirilmesi planlanan “Birleşmiş Milletler (BM) Bin Yılın Kalkınma Hedefleri’nde”, sürdürülebilir kalkınma ile ilgili olarak özellikle ekolojik boyutun önemi vurgulanmıştır. Kabul edilen 8 hedef içinden son iki tanesi çevresel sürdürülebilirliğin sağlanması ve kalkınma için küresel bir ortaklık geliştirilmesine ilişkindir (www.un.org.tr/index.php, 2010). Çevre, küresel kirlenmeler, göç hareketleri; toprak kirlenmeleri, içilebilir su kaynaklarının sınırlılığı ve dezavantajlı nüfus grupları her toplumu ve bireyi doğrudan ilgilendirir hali gelmiştir. Küresel bir stratejinin gerektirdiği bu sorunlar, ancak küresel yaklaşımlar ve ulusal önceliklerle çözülür hale gelmiştir. Burada da, kırsal kalkınma çabaları öncelikle devreye girmektedir (Gülçubuk, 2005).

 2.1.5. KALKINMA POLİTİKASI

  Devletler, bölgelerarası dengesizlikle mücadele edebilmek için bölgesel politika, bölgesel plan ve teşvik başta olmak üzere birçok uygulamaya başvurmuştur. Ancak, küreselleşmeyle birlikte bölgelerarası dengesizlikleri gidermek devletlerin asli öncelikleri arasından giderek çıkmaya başlamıştır. Bunun yerine, küresel rekabette avantaj elde etme unsuru gündeme gelmiştir. Bu yeni ortamda ülkelerden ziyade bölgeler önem kazanarak küresel rekabetin temel unsuru haline gelmeye başlamışlardır. Bölgelerin artan önemi ve küresel rekabette farklılaşmanın zorunluluk haline gelmesiyle bilgi teknolojileri ve bilgi yoğun üretim bu noktada ortaya çıkan stratejiler olmuştur. Bölgeler de kalkınma stratejilerini bu çizgide belirlemişlerdir. “ (Özer, Y. E., 2008)

  Bölgelerarası gelişmişlik farklılıkları, ülkeden ülkeye şiddeti değişse de, tüm ülkelerin yapısında görülmektedir. Çoğu ülke dengeli bir kalkınmayı sağlayamamış ve bölgesel dengesizliklerin ortaya çıkardığı sosyo-ekonomik sorunlarla mücadele etmek zorunda kalmışlardır. Ülkeler bu bölgesel dengesizlikleri gidermek ve sürdürülebilir dengeli bir kalkınma süreci yakalayabilmek için günümüzde yeni arayışlar içerisine girmişlerdir. Bölgesel kalkınma, geçmişte olduğu gibi, merkezi yönetimle hükümetin müdahalesine dayanan tavandan-tabana bir yaklaşım yerine; yerel, bölgesel, ulusal ve hatta uluslararası aktörlerin katılımıyla gerçekleşebilecek bir süreç olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun için bölgesel kalkınma ajansları(BKA)’nın kurulması öngörülmüş ve 1930'lu yıllarda dünyada ilk uygulamalarına rastlanmıştır. BKA’lar, kalkınmada aracı ve sürükleyici bir örgütlenmedir. Başta Avrupa Birliği (AB) ülkeleri olmak üzere birçok ülkede uygulama örnekleri bulunan BKA’ların, çeşitli yöntemlerle geri kalmış bölgelerin kalkınmasını sağlamaya çalıştıkları görülmektedir.” (Tutar, F., & Demiral, M., 2007)

  Az gelişmiş bölgelerde ekonomik yapının tarıma dayalı olması, sermayenin kıt, nüfus artış hızının yüksek olması ve dışarıya sürekli göç verilmesi (Gündüz, 2006: 154-155) gibi nedenler, bu tür bölgelere sahip olan ülkeler için bölgesel kalkınmanın önemini bir kez daha ortaya çıkarmıştır. Günümüzde ekonomik kalkınma, yerel iş imkanları ortaya çıkararak istihdam yaratmak, yöre halkını üretime yöneltmek, yerel bazda kişi başına düşen milli geliri artırmak gibi yerel bir boyut kazanmıştır (Beer, 1996: 1). Bundan önceki merkeziyetçi, bölgeyi hazine kaynaklı sübvansiyonlarla destekleyen, kamu hizmetlerinin doğrudan bölgeye götürülmesine ve merkezi uygulamalarla istihdam yaratılmasına yönelik politikalar artık terk edilmektedir (Stöhr, 2001: 35). Kalkınma politikası araçlarının değişmesine de neden olan bu dönüşüm, bölgelerin ekonomik kalkınması önündeki 67 NİSAN 2007 engelleri ve bu engelleri kaldırmak için gerekli olan stratejileri en iyi o bölgede yaşayanların bileceği düşüncesi kapsamında şekillenmiştir. Yeni bölgesel kalkınma anlayışı Şahin (2005: 38)’e göre, çok uluslu şirketleri ve ulus ötesi sermayeyi çekebilmek için o bölgeyi çekim merkezi haline getirebilme düşüncesine dayanmakta iken; Gündüz (2006: 26-27) az gelişmiş bölgelerin sanayileşebilmelerini, yatırımların yapılmasına bağlamaktadır. Yazar’a göre yatırımlar, altyapı ve üstyapı yatırımları olarak ikiye ayrılmaktadır; üstyapı yatırımları, firmaların kar veya fayda sağlamaya yönelik temel donatımlarını, yani üretim faaliyetlerini, altyapı yatırımları ise, üstyapı faaliyetlerinin devam ettirilebilmesi için ön şartları oluşturan doğal, maddi, personel ve kurumsal donatımları kapsamaktadır.” (Tutar, F., & Demiral, M., 2007)

  Türkiye de 1980’li yıllardan itibaren dış dünya ile eklemlenme konusunda çabalar sarf etmektedir. Her alanda olduğu gibi bölgesel kalkınma politika araçlarında da -gecikmeli olarak da olsa- uyum sağlama konusunda adımlar atılmaktadır. Kalkınma planları ve bölgesel politikalar açısından bakıldığında da bu dönüşümün etkileri açıkça görülmektedir. Türkiye, AB’ye adaylık statüsünün kesinleştiği 10-11 Aralık 1999 Helsinki Zirvesinden başlayarak ve müzakerelerin başladığı 2005 yılından itibaren hız kazanarak, bölgesel politikalar konusunda pek çok radikal adımlar atmıştır.” (Keskin, H. & Sungur, O., 2007)

  Türkiye’de bölgesel kalkınma politikalarını temel dönemler itibarıyla şu şekilde tasvir etmek mümkündür: 

  İlk Dönem-1960’lı yıllar: Türkiye’de ilk bölgesel kalkınma çalışması planlı dönemden dört yıl önce, 1959 yılında Antalya Bölgesinde başlatılmıştır (Dinler, 2005). İlk dönem olarak 1960’lı yılları yani İmar ve İskan Bakanlığı Bölge Planlama Dairesinin eşgüdümünde hazırlanan Bölgesel Planların yürütüldüğü dönemi göstermek mümkündür. Bu dönemin önemli bölgesel kalkınma çabaları arasında Antalya Bölgesi Projesi, Doğu Marmara Planı, Çukurova Bölgesi projesi ve Keban Projesi yer almaktadır. Daha sonra Üçüncü Beş Yıllık Plan döneminde (1973- 31 1977) kalkınmada öncelikli yöreler politikası doğmuş ve bu doğrultuda 1973 yılında Kalkınmada Öncelikli Yöreler Dairesi (KÖYD) Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) Müsteşarlığı bünyesinde kurulmuştur. 

  İkinci Dönem-1980 sonrası: Dördüncü Beş Yıllık Kalkınma Planında DPT Müsteşarlığı bölgesel kalkınma alanında önemli bir teknik analiz çalışması yapmıştır. Bu çalışmada, sahip oldukları sosyo-ekonomik özelliklere ve birbirleri arasındaki etkileşime bağlı olarak yerleşim birimlerinin kademelenmesini içeren bir mekânsal yaklaşım öngörülmüştür. Bu doğrultuda, “Yerleşim Merkezlerinin Kademelenmesi” çalışması 1982 yılında tamamlanmıştır. Bu çalışma ile yedi adet kademe merkezleri tanımlanmış ve her kademede yer alan yerleşim birimleri arasında hiyerarşik bir etkileşimin olduğu ortaya konmuştur. 1985 yılında kabul edilen 3194 sayılı İmar Kanunu ile "Madde 8 - Bölge planları; sosyo -ekonomik gelişme eğilimlerini, yerleşmelerin gelişme potansiyelini, sektörel hedefleri, faaliyetlerin ve alt yapıların dağılımını belirlemek üzere hazırlanacak bölge planlarını, gerekli gördüğü hallerde Devlet Planlama Teşkilatı yapar veya yaptırır." hükmü doğrultusunda bölge planı konusunda DPT tam yetkili bir konuma gelmiştir. Bu kapsamda DPT Müsteşarlığı; Doğu Anadolu Projesi Ana Planı (DAP), Doğu Karadeniz Bölgesel Gelişme Planı (DOKAP), Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) ve Zonguldak-Bartın-Karabük Bölgesel Gelişme Projesi (ZBK) gibi bölgesel planları ihale usulü ile danışmanlık firmalarına veya üniversitelere yaptırmıştır. 

  Üçüncü Dönem- Avrupa Birliği İvmesi: Türkiye’de bölgesel kalkınma politikaları alanında ivme noktası şüphesiz Türkiye’nin Avrupa Birliği adaylık süreci olmuştur. Avrupa Birliği-Türkiye Mali İşbirliği kapsamında katılım öncesi fonlardan yararlanmak üzere, Ön Ulusal Kalkınma Planında belirlenen 12 öncelikli Düzey 2 Bölgesinde 2003-2005 yıllarında Doğu Anadolu Kalkınma Programı (DAKP) gibi bölgesel hibe programları uygulanmıştır. Dolayısıyla bölgesel kalkınma konusunda yerelde proje hazırlama hususunda tecrübe ve kapasite oluşmaya başlamıştır.” (Akpınar, R., 2012)





YÖNTEM

   3.1. EVREN VE ÖRNEKLEM


  İBBS (İstatistiki Bölge Birimleri Sınıflandırması), Türkiye’nin AB üyelik sürecinde yerine getirmekle yükümlü olduğu kriterlerden biridir. Uygulamanın amacı bölgesel politika çerçevesinin belirlenmesi, bölgelerin sosyo-ekonomik analizinin yapılması ve Avrupa düzeyinde karşılaştırılabilir bölgesel istatistik verilerin üretilmesi olarak tanımlanmıştır (Bakanlar Kurulu, 2002). 3 kademeli bölge sistemi oluşturulurken, 81 il Düzey3 olarak tanımlanmış, “ekonomik, sosyal ve coğrafi yönden benzerlik gösteren komşu iller ise bölgesel kalkınma planları ve nüfus büyüklükleri de dikkate alınarak” (Bakanlar Kurulu, 2002) Düzey2 (26 adet) ve Düzey1 (12 adet) bölgeleri belirlenmiştir.   

  Türkiye’de İBBS Düzey2 bölgeleri, kalkınma ajansları ile ilişkilendirilerek ve ajanslara bölgesel kalkınma planlarını hazırlama görevi verilerek bölgesel yönetişim bağlamında önemli bir adım atılmıştır. İBBS Düzey2 bölgelerinin idari bir nitelik taşımamasına ve hazırlanan bölgesel kalkınma planlarının Türkiye planlama hiyerarşisinde tam olarak konumlandırılmış olmamalarına rağmen, bölgesel kalkınma ajanslarının (BKA) idari yapısı ve plan hazırlama süreçlerinde sergiledikleri katılımcı yaklaşım yerel aktörlerin bölgesel gelişmeyi yönlendirmede dikkate alınması bakımından önemli sayılabilecek gelişmelerdir.  

  Öztürk’e göre (2009) İBBS Düzey2 bölgeleri “…bölge kalkınma planları, İllerin Sosyo-Ekonomik Gelişmişlik Sıralaması Araştırması, Yerleşme Merkezlerinin Kademelenmesi çalışması ve kişi başına GSYH, sanayi sektöründe kişi başına üretim, tarımsal üretim değeri, nüfus yoğunluğu, kentleşme oranı vb. bazı temel istatistiki göstergeler dikkate alınarak, saha tecrübesi ve gözlem ile desteklenen; tarihi, ekonomik, kültürel ve sosyal bilgi birikimine dayanan uzmanlık…” dikkate alınarak kurulmuşlardır (Öztürk, 2009, s. 27). Bu tanım içinde homojen, fonksiyonel ve topografik bölge gibi farklı bölge tanımlamalarını barındırması ve her bir İBBS Düzey2 bölgesi özelinde farklı kriterlerin dikkate alınmış olması sebebi ile kendi içinde tutarsızlıklar sergilemektedir (Öztürk, 2009).



 Türkiye’de Yer Alan İstatistikî Bölge Birimleri

DÜZEY-1

DÜZEY-2

DÜZEY-3

İstanbul

İstanbul

İstanbul

Batı Marmara

Tekirdağ

Tekirdağ, Edirne, Kırklareli

Balıkesir

Balıkesir, Çanakkale

Ege

İzmir

İzmir

Aydın

Aydın, Denizli, Muğla

Manisa

Manisa, Afyonkarahisar, Kütahya, Uşak

Doğu Marmara

Bursa

Bursa, Eskişehir, Bilecik

Kocaeli

Kocaeli, Sakarya, Düzce, Bolu, Yalova

Batı Anadolu

Ankara

Ankara

Konya

Konya, Karaman

Akdeniz

Antalya

Antalya, Isparta, Burdur

Adana

Adana, Mersin

Hatay

Hatay, K.maraş, Osmaniye


 

Orta Anadolu

Kırıkkale

Kırıkkale, Aksaray, Niğde, Nevşehir, Kırşehir

Kayseri

Kayseri, Sivas, Yozgat



 

Batı Karadeniz

Zonguldak

Zonguldak, Karabük, Bartın

Kastamonu

Kastamonu, Çankırı, Sinop

Samsun

Samsun, Tokat, Çorum, Amasya

Doğu Karadeniz

Trabzon

Trabzon, Ordu, Giresun, Rize, Artvin, Gümüşhane

Kuzeydoğu Anadolu

Erzurum

Erzurum, Erzincan, Bayburt

Ağrı

Ağrı, Kars, Iğdır, Ardahan

Ortadoğu Anadolu

Malatya

Malatya, Elazığ, Bingöl, Tunceli

Van

Van, Muş, Bitlis, Hakkari

Güneydoğu Anadolu

G.antep

G.antep, Adıyaman, Kilis

Ş.urfa

Ş.urfa, Diyarbakır

Mardin

Mardin, Batman, Şırnak, Siirt










Eğitim

  Bir toplumun gelişmişlik düzeyi, onun eğitim düzeyini ya da eğitim düzeyi gelişmişlik düzeyinin bir göstergesidir. Bilimde, ekonomide, kültürel açıdan bir adım öne geçmek isteyen toplumlar mutlaka bireylerinin resmi ya da özel, örgün ya da yaygın, her türlü eğitime ulaşabilmesini sağlamalıdır. Eğitimli iş gücüne ve vatandaşlara sahip ülkelerin gelişmişlik düzeyi bakımından incelendiğinde dünyayı yönlendiren ve yöneten konumda olduğu görülmektedir. Diğer yandan tarih boyunca, eğitime yeterince önem vermeyen toplumların, açlık, yoksulluk ve kalkınmamış toplumlar olarak mevcudiyetlerini bile korumaktan aciz duruma düştükleri görülmektedir. Bunu, günümüzdeki gelişmiş ve gelişmekte olan toplumlarda eğitime verilen önemi kıyasladığımızda ve bu konudaki istatistiklere baktığımızda daha iyi görebilmekteyiz. Fransız bilim adamı Jean Paul Richer “ekmekten sonra, eğitim bir ülkenin en büyük ihtiyacıdı” diyerek eğitimin bir ülke için ne kadar önemli olduğunu, veciz bir şekilde ifade etmektedir. 

Ulusal Eğitim İstatistikleri Veri Tabanı (UEİVT) 2011 verileri kullanılmak suretiyle, Türkiye için NUTS I(12 Bölge), NUTS II (26 Bölge) ve NUTS III (81 il) bazında ortalama örgün eğitimde kalma süresi, cinsiyet ayrımında 5 farklı nüfus grubu için ortaya konulmuştur.
Bu nüfus grupları, altı yaş ve üzeri, onbeş yaş ve üzeri, onbeş yaş üzeri okula giden ve onbeş-altmış dört yaş arası aktif nüfustur.


.



Şehirler

15-64 Yaş Grubu KADIN

15-64 Yaş Grubu

ERKEK

15-64 Yaş Grubu TOPLAM

Adana

7.1

8.4

7.7

Ankara

8.6

9.6

9.1

Antalya

7.6

8.5

8.0

Bursa

7.5

8.7

8.1

Diyarbakır

4.7

7.4

6.1

Gaziantep

6.0

7.8

6.9

Hatay

6.5

7.9

7.2

İstanbul

7.8

8.5

8.1

İzmir

8.0

8.8

8.4

Konya

6.9

8.4

7.6

Mardin

4.7

7.4

6.1

Ordu

7.0

8.3

7.6

Rize

7.2

8.8

8.0

Samsun

6.9

8.1

7.5

Zonguldak

6.8

8.6

7.7



Kaynak : http://tucaum.ankara.edu.tr/wp-content/uploads/sites/280/2015/08/semp7_34.pdf
    (Erişim Tarihi : 11.11.2019)




Girişimcilik

Şehirler

       

Adana

       

Ankara

       

Antalya

       

Bursa

       

Diyarbakır

       

Gaziantep

       

Hatay

       

İstanbul

       

İzmir

       

Konya

       

Mardin

       

Ordu

       

Rize

       

Samsun

       

Zonguldak

       


















Kalkınmayı destekleme politikaları


Şehirler

       

Adana

       

Ankara

       

Antalya

       

Bursa

       

Diyarbakır

       

Gaziantep

       

Hatay

       

İstanbul

       

İzmir

       

Konya

       

Mardin

       

Ordu

       

Rize

       

Samsun

       

Zonguldak

       






Kırsal kalkınma


Şehirler

       

Adana

       

Ankara

       

Antalya

       

Bursa

       

Diyarbakır

       

Gaziantep

       

Hatay

       

İstanbul

       

İzmir

       

Konya

       

Mardin

       

Ordu

       

Rize

       

Samsun

       

Zonguldak

       





Nüfus


Şehirler

Toplam Nüfus

Aldığı Göç

Verdiği Göç

Net Göç

Adana

2,062,226

53,685

54,109

-424

Ankara

4,650,802

168,193

131,114

37,079

Antalya

1,919,729

75,696

58,632

17,064

Bursa

2,550,645

66,615

56,368

10,247

Diyarbakır

1,515,011

32,384

43,918

-11,534

Gaziantep

1,653,670

36,075

34,125

1,950

Hatay

1,448,418

28,547

32,296

-3,749

İstanbul

12,915,158

388,467

348,986

39,481

İzmir

3,868,308

116,390

89,517

26,873

Konya

1,992,675

46,042

51,006

-4,964

Mardin

737,852

18,296

40,308

-22,012

Ordu

723,507

30,335

31,296

-961

Rize

319,569

12,428

14,575

-2,147

Samsun

1,250,076

38,874

39,581

-707

Zonguldak

619,812

16,258

20,701

-4,443


 tablo 2008






Şehirler

Toplam Nüfus

Aldığı Göç

Verdiği Göç

Net Göç

Adana

2,165,595

51,562

63,181

-11,619

Ankara

5,150,072

203,621

163,612

40,009

Antalya

2,222,562

93,057

64,631

28,426

Bursa

2,787,539

80,717

65,027

15,690

Diyarbakır

1,635,048

36,920

48,019

-11,099

Gaziantep

1,889,466

46,438

44,415

2,023

Hatay

1,519,836

32,678

39,181

-6,503

İstanbul

14,377,018

438,998

424,662

14,336

İzmir

4,113,072

124,439

101,447

22,992

Konya

2,108,808

55,798

55,453

345

Mardin

788,996

22,207

30,796

-8,589

Ordu

724,268

28,555

39,937

-11,382

Rize

329,779

17,311

17,932

-621

Samsun

1,269,989

41,057

44,519

-3,462

Zonguldak

598,796

18,115

24,783

-6,668


tablo 2013







Şehirler

İşgücüne Katılma Oranı (%)

İşsizlik Oranı

(%)

İstihdam Oranı

(%)

Adana

45.6

20.5

36.2

Ankara

45.0

11.8

39.7

Antalya

57.3

9.7

51.8

Bursa

50.2

10.8

44.8

Diyarbakır

26.9

15.7

22.7

Gaziantep

43.9

16.8

36.5

Hatay

44.6

17.7

36.7

İstanbul

46.5

11.2

41.3

İzmir

45.2

11.8

39.9

Konya

50.3

10.7

45.0

Mardin

30.9

17.0

25.7

Ordu

61.3

4.9

58.3

Rize

66.3

5.2

62.8

Samsun

56.6

7.8

52.2

Zonguldak

57.1

6.9

53.2


tablo: 2008 işgücüne katılma oranı TÜİK verileri





Şehirler

İşgücüne Katılma Oranı (%)

İşsizlik Oranı

(%)

İstihdam Oranı

(%)

Adana

49.9

13.2

43.3

Ankara

49.5

10.2

44.5

Antalya

57.5

7.9

52.9

Bursa

51.4

6.6

48.0

Diyarbakır

37.2

18.7

30.2

Gaziantep

46.8

6.9

43.6

Hatay

45.9

12.2

40.3

İstanbul

52.2

11.2

46.4

İzmir

55.9

15.4

47.3

Konya

48.4

4.7

46.2

Mardin

37.4

20.6

29.7

Ordu

52.2

6.1

49.0

Rize

51.5

6.7

48.1

Samsun

50.5

6.6

47.2

Zonguldak

55.3

7.6

51.2


tablo2: 2013 işgücüne katılma oranı TÜİK verileri




Sağlık hizmetlerine ulaşım

Şehirler

2008

2013

Adana

21

29

Ankara

66

84

Antalya

33

43

Bursa

31

40

Diyarbakır

20

24

Gaziantep

19

25

Hatay

20

22

İstanbul

206

233

İzmir

47

59

Konya

32

42

Mardin

10

12

Ordu

15

17

Rize

8

9

Samsun

22

29

Zonguldak

11

11


tablo: 2008- 2013 yıllarında şehirlerdeki hastane sayısı





Sanayi

Şehirler

       

Adana

       

Ankara

       

Antalya

       

Bursa

       

Diyarbakır

       

Gaziantep

       

Hatay

       

İstanbul

       

İzmir

       

Konya

       

Mardin

       

Ordu

       

Rize

       

Samsun

       

Zonguldak

       






Sosyal sermaye


Şehirler

       

Adana

       

Ankara

       

Antalya

       

Bursa

       

Diyarbakır

       

Gaziantep

       

Hatay

       

İstanbul

       

İzmir

       

Konya

       

Mardin

       

Ordu

       

Rize

       

Samsun

       

Zonguldak

       





Sürdürülebilir kalkınma


Şehirler

       

Adana

       

Ankara

       

Antalya

       

Bursa

       

Diyarbakır

       

Gaziantep

       

Hatay

       

İstanbul

       

İzmir

       

Konya

       

Mardin

       

Ordu

       

Rize

       

Samsun

       

Zonguldak

       





Tarım


Şehirler

       

Adana

       

Ankara

       

Antalya

       

Bursa

       

Diyarbakır

       

Gaziantep

       

Hatay

       

İstanbul

       

İzmir

       

Konya

       

Mardin

       

Ordu

       

Rize

       

Samsun

       

Zonguldak

       





Tarımsal destekleme politikaları 

Şehirler

       

Adana

       

Ankara

       

Antalya

       

Bursa

       

Diyarbakır

       

Gaziantep

       

Hatay

       

İstanbul

       

İzmir

       

Konya

       

Mardin

       

Ordu

       

Rize

       

Samsun

       

Zonguldak

       






Turizm


Şehirler

       

Adana

       

Ankara

       

Antalya

       

Bursa

       

Diyarbakır

       

Gaziantep

       

Hatay

       

İstanbul

       

İzmir

       

Konya

       

Mardin

       

Ordu

       

Rize

       

Samsun

       

Zonguldak

       





Yöresel kalkınma


Şehirler

       

Adana

       

Ankara

       

Antalya

       

Bursa

       

Diyarbakır

       

Gaziantep

       

Hatay

       

İstanbul

       

İzmir

       

Konya

       

Mardin

       

Ordu

       

Rize

       

Samsun

       

Zonguldak

       




Adana




KAYNAKÇA


  • ARSLAN, İ. K. (2005). Bölgesel kalkınma farklılıklarının giderilmesinde etkin bir araç: bölgesel planlama ve bölgesel kalkınma ajansları.

  • Dulupçu, M. A., Sungur, O., & Keskin, H. (2010). Bölgesel Kalkınmada Yeni Yaklaşımlar ve Türkiye’de Kalkınma Planlarına Yansımaları: Kalkınma Planlarının Yeni Teoriler Açısından Değerlendirilmesi. Ankara Üniversitesi TÜCAUM VI. Ulusal Coğrafya Sempozyumu, Ankara.

  • İncekara, A., & Savrul, B. (2011). BÖLGESEL KALKINMA POLİTİKALARI VE TÜRKİYE AÇISINDAN BİR DEĞERLENDİRME. Sosyoloji Konferansları, (44), 91-132.

  • Kaypak, Ş. (2012). Ekolojik turizm ve sürdürülebilir kırsal kalkınma. Karamanoğlu Mehmetbey Üniversitesi Sosyal ve Ekonomik Araştırmalar Dergisi, 2012(1), 11-29.

  • SEVİNÇ, H. (2011). Bölgesel kalkınma sorunsalı: Türkiye’de uygulanan bölgesel kalkınma politikaları.






























 

Toplam girişim sayısı

                       
   

Adana

Ankara

Antalya

Bursa

Diyarbakır

Gaziantep

Hatay

İstanbul

İzmir

Konya

Mardin

Ordu

Rize

Samsun

Zonguldak

2009

80.500

228.848

127.202

121.452

35.192

66.795

52.975

743.950

208.036

87.924

18.546

27.569

15.936

50.156

26.330

2010

81.769

231.961

127.597

122.572

36.724

66.310

53.118

752.315

207.318

87.904

18.293

27.721

16.036

50.698

25.395

2011

82.753

234.885

128.523

122.628

37.405

66.720

54.968

766.670

205.384

87.508

18.248

27.930

15.937

51.184

24.954

2012

82.959

236.147

131.853

125.325

37.676

68.500

57.123

792.978

207.718

88.324

18.876

28.391

15.743

51.548

24.306

2013

83.880

241.646

134.438

126.554

37.946

70.884

59.050

806.378

208.425

89.258

19.250

28.451

15.654

51.871

23.780

2014

84.127

245.673

136.362

128.169

37.904

72.629

60.918

819.983

209.088

91.345

19.624

28.884

15.276

52.203

23.449

2015

84.659

251.391

139.718

131.407

38.152

74.127

61.994

834.764

212.675

93.820

19.875

29.095

15.362

53.252

23.150

2016

86.551

261.526

142.478

136.322

38.918

77.456

63.432

864.717

220.317

96.969

20.457

29.884

15.782

54.664

23.331

2017

86.718

266.214

146.064

140.633

39.253

78.549

65.024

881.489

224.510

99.594

20.692

30.656

16.112

55.617

23.814



Bugün 28 ziyaretçi (317 klik) kişi burdaydı!

Ana Menü

Osmanlı


ATATÜRK


  • Sanat & Kültür


  • Padişahlarımız


    Saraylar


  • Osmanlı Bilginleri


  • Tarih


  • Ordu-yu Hümayun


  • Denizcilik


  • Önemli Olaylar


  • Antlaşmalar


  • Çeşme Başı

  • Biz Kimiz? Amacımız Ne?

    15 yaşındaki bir kızın hazırladığı ,amacı tarihi öğretmek ve sevdirmek olan bir internet sitesiyiz.. Sosyal ağlardan bizi takip edebilirsiniz.

    Valid XHTML 1.0 Transitional Valid CSS!